78 KİLO ORDULAR ARASI DÜNYA ŞAMPİYONU KARA KAYIŞ DURMUŞ ÇİFÇİ’NİN HEM GÜZEL HEM GURUR VERİCİ ÖYKÜSÜ

Klasmanı olmadığı halde Pankreas Güreşçisi Amerikalıyla yaptığı 2 saat 37dakikanın ardına galibiyeti en dikkat çeken bölüm.10 min


Klasmanı olmadığı halde Pankreas Güreşçisi Amerikalıyla yaptığı 2 saat 37dakikanın ardına galibiyeti en dikkat çeken bölüm.Kendisi 78 kilo iken 105 kiloluk bir devi mindere nasıl yapıştırdığını, sonrasında ondan gelen nazik ziyareti öğrenmek çok hoştu. 

Bu Kara Kayış Durmuş Pehlivanın öyküsü. Şahsen ağzından dinlemiştim…Mest olmuştum dinlerken. Hatıralarının olduğu gazete kupürleri, köyde bir heyelanda toprağa tuş olmuş, altında kalmıştı. Ben de duvardaki bu konuyu anlatan bir fotoğraf çerçevesini ve Kara Kayış Durmuş Çifçi’yle fotoğraf çekerek o güzel sohbeti ölümsüzleştirmek istemiştim. Bir gün haber yapacağımı düşünmemiş, ayrıntılı not almamıştım. Bunun yerine sosyal medyada bu dünya Ordulararası Güreş Şampiyonu Kara Kayış Pehlivanın yani durmuş Çifçi’nin ağzından bize Mehmet İhsan Okyay aktaracak…O kadar güzel anlatmış ki kırpmaya kıyamdan doğrudan buraya almayı uygun gördüm.Ancak ondan önce birkaç söz etmek gerekirse şunların gölgesinde bu hayatı okumak kalıyor.

“Ortalıkta S-400’leri niye aldın? Ben dana F-35 satıyordum vermem!” “Alırdık alamazdın!” diye dünyanın süperlerinin silah sevdaları ülkenin gündemine ve dış politikaya damga vururken, bunların hayır mı şer mi olacağını hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Oysa silahlar olmadan bu ülkelerin orduları bir birlerine spor karşılaşmalarında meydan okuyup, dostlukla artık savaşların olmadığı bir dünyaya doğru gitseler olmaz mıydı?…

MEHMET İHSAN OKYAY aktarıyor: BEYPAZARLI ORDU MİLLİ 78 KİLO DÜNYA ŞAMPİYONU HAMZALARLI KARA KAYIŞ PEHLİVAN DURMUS ÇİFTÇİ 

Beypazarı’mızın en yüksek tepesi, Depel dağı üzerindeki keltepedir. Keltepenin Rakımı 1880 metre olup karşısında, doğası henüz bozulmayan köylerden biride, Keltepenin kuzey batısına düşen, Hamzalar köyüdür. Sene 1943 Hamzalar köyünde, aylardan Ağustos, yazın en sıcak günleridir. Anne Hakime hanım, Fiğ tarlasına çalışmaya giderken, yolda sancılanır. Eve geri dönmek zorunda kalırlar. Anne Hakime, nur topu gibi bir erkek çocuk dünyaya getirir. Köy ebesi, eline aldığı kara okka taşıyla, sırtını sıvazlayarak, benim oğlum pehlivan olsun der. Doğan bebek, Durmuş ağanın Torunuydu, adet üzere ismi dedenin adı olan, Durmuş kondu ve Kulağına Ezan okunup duası edildi. Depel ardı (Depel arkası) diye isimlendirdiğimiz yedi köyümüzde, doğan her erkek bebek, Pehlivan doğardı. Durmuş’ta bunlardan biriydi, çocukluğunun ilk yedi yılı, yokluk ve kıtlık yıllarına rastlar. Temel gıda maddeleri Ekmek dahil, karneye bağlanmıştı. İkinci dünya savaşının tedirginliği, ülkemiz üzerinde kendini göstermekteydi. Buna rağmen, yedi yaşına geldiğinde, büyükleri onun iyi bir Pehlivan olacağını, anlamışlardı. Bu yüzden, gençliğinde Pehlivanlık yapmış amcaları, fırsat buldukça Durmuş ile güreş tutup, bildikleri güreş oyunlarını, Durmuş’a öğretmeye başlamışlar. Bundan sonrasını kendi anlatımıyla sizlere aktaracağım.

“On yaşındaydım; güzel bir ilkbahar günüydü, yakın köylerden toplanan genç güreşçiler arasında, müsabaka düzenlenmişti. Köyün harman yerinde yapılacak bu müsabakada, kim kiminle güreş tutacağı; en çok da benim kiminle güreş tutacağım merak konusuydu. Eşleştirme’de benim karşıma, kendimden daha güçlü ve uzun boylu biri düşmüştü. Davul zurna ve cazgırların seslenişi arasında, güreşler devam ederken, köylülerim ve güreş severler, pür dikkat benim güreşimi, seyretmekteler. Sanki benimle birlikte, onlarda güreşmekteydi, bir ara rakibim beni öyle bir oyuna getirdi ki kurtulmak mümkün değildi. Bu güreşi kazanmamı isteyenlerin, üzüntüden yapma etme, diyen seslerini duyar gibi oluyordum. Yeneceğime kesin gözüyle bakanların, tüm ümitleri birden tükenmiş ve benim yenilgime şahit olmamak için, gözlerini kapatanlar ve hatta arkasını dönenler, orayı terk etmek üzere olanları görünce; çok sevdiğim rahmetli Zeliha ebenin haykırışını duydum. Kalabalığa dönerek, “durun hele; bizim oğlan, kayış gibi sıyrılıp kurtulur” demesi üzerine, bana edilen tezahürat ve dualar, bana güç vermekteydi. Gerçekten, rakibimin kurduğu bu oyunu bir kayış misali, elinden sıyrılıp kurtuldum ve rakibimi anında tuş ettim.

Etraftan gelipte, güreşimi takdir edenler ve beni tutan seyirci ile benim köylülerim, gözyaşları içinde, bana tezahürat yaparlarken, hakem benim elimi kaldırarak galipliğimi ilan etti. O an ki mutluluğu hatırladıkça, sanki o anı yaşar gibi olurum. Bu benim ilk güreş müsabakamdı ve o günden sonra benim adım, Kayış oldu. Esmer olduğum içinde, Kara Kayış denmeye başlandı. Köyler ve şehirlerarası güreş müsabakalarında, aranan isim olmuştum. Akranlarım, beni yenmek için çok çaba sarfetmelerine rağmen, bir türlü bunu başaramıyorlardı. Artık benim namım, benim ayak basmadığım yerlerde bile söylenir olmuştu. Ankara’daki kulüpler, peşimi düşüp birer birer gelmeye başladılar. Onların, beraberinde getirdikleri güreşçiler ile güreş tutardık. Her kulüp beni kendi çatısı altına almak için, rahmetli babama dil dökseler de nafile… Yaşım 12 olmuştu, Beypazarı’nda eski mezarlık taşınmış ve düzlenip meydan haline getirilerek, burada bayram kutlamaları ve futbol karşılaşmaları yapılırdı. Şimdiki İtfaiye önü… Bu meydanda ilk olarak Milli Güreşçimiz, rahmetli Yaşar Doğu hocamızın nezaretinde, Güreş müsabakaları düzenlenmişti. Benim gibi, Güreş yapanları da çağırmışlardı.

Etraf köylerden gelen bizlerin, hiç birinde Pehlivan kispeti yoktu. Pantolonumuzu diz altına çekip, iplikle bağlamıştık. Bizi gören rahmetli Yaşar Doğu hocam, bu vaziyette güreşemeyeceğimizi, “Pırpıt gibi birşeyler bulun” yani daha sağlam birşeyler giymemiz gerektiğini, söyledi. Bunun üzerine oradan ayrılırken rahmetli Yaşar Doğu hocam, Nallıhanlı olduğunu sonradan öğrendiğim, genç bir pehlivana, “şu kara oğlanı bana getir” demiş. Rahmetli sordu “güreşmeyi seviyor musun” evet dedim. Talimat verdi, “bu çocuğa bir kispet verin” dedi. Deste gurubunda güreş tuttuk ve rakiplerimi yendim. Deste birincisi olduktan sonra, bir üst boyda güreş tuttum. Yani toz koparanda da birinci olunca, Rahmetli Yaşar Doğu hocam “güreşe devam mı” diye sordu. Ben evet deyince “senin güreşin tamam, burada ara ver ki misafir güreşçiler, devam etsinler” dedi.

Beni tanıyan hemşerilerim, kayış kayış diye tezahürata başlayınca; Yaşar Doğu hocam “şimdiye kadar hak ettiği mükâfatı, ortaya koyarsa güreşir” diye Cazgıra seslendi, bir taraftan benim kulağıma eğilerek “senin hakkın bende baki” diye fısıldadı.
Seyre gelen umum halktan, benim kazandığım para kadar para bizden, diye bağıranlar oldu. Yaşar Doğu hocamın tembihini tutarak, tekrar er meydanına çıkmadım. Güreş bitip yıkanıp temizlendikten sonra, beni yanına çağırttı ve hiç unutamayacağım şu sözleri söyledi. Seni ben, kulübüme alıp yetiştireyim, sende, kimsede olmayan güçlü bir nefes var dedi ve devam etti. “Sende, Şanlı Türk Bayrağımızı dünyada dalgalandırarak güç kuvvet ve yetenek görüyorum” dedi. Ailemi sordu, rahmetli Annem ve babamla görüştü… Her ne hikmetse, rahmetliler Ankara’ya gurbet diye müsaade etmediler.

Askere gidene kadar, Beypazarı, Akyazı, Bolu, Gerede, Seben, Mudurnu, Çamlıdere, Kızılcahamam ve Kırıkkale, de düzenlenen güreş müsabakalarında birinciliği kimseye kaptırmadım. Askerliğime bir sene vardı, anne ve babam bir an önce mürüvvetini görelim diye, beni evlendirdiler. Askerlik geldi çattı, gurbet diyen anne ve babam, ellerime kına yakıp dualarla, köyden birkaç akranımla birlikte uğurlandık. Askerlik için gittiğim İzmir’de, ilk defa denizi görmek nasip oldu. Acemi birliğim, İzmir Bornova 57. Topçu tugayına teslim oldum. Tabur komutanı beni yanına çağırarak, güreş idmanlarım için, gerekli olan tüm imkânları kullanabileceğimi bana bildirdi. Bulunduğum birlikte, arkadaşlar arası güreş tuttuğum oluyordu. Zaman zaman, İzmir’deki Yaşar Doğu spor salonuna gidip oradaki sporcularla antrenman edebiliyordum.

Acemilik bitmişti, yemin töreninden sonra, usta birliği Çorlu’ya dağıtımım çıktı. Ailemin maddi durumu iyi olmadığı için, bana para göndermedikleri, komutanımın dikkatini çeker. Komutan şoförü olmuştum; bazı bazı dışarıda yemek için iaşe almaktaydım. Beni daha yakinen tanıyan Albayım, güreş sever bir insandı. Trakya’nın, hemen hemen her şehir kasaba ve köyleri de dahil, yağlı güreş müsabakaları düzenlenirdi. Komutanım beni, çevrede ne kadar güreş müsabakaları olursa, özel bir izinle güreşlere katılmamı sağlayarak, bu sayede çok sevdiğim güreşe ara vermemiş, hem de para kazanmış oluyordum.

Trakya’nın birçok şehrinde, Malkara, Hayrabolu, Keşan, İpsala, Uzunköprü, Gelibolu, Çorlu olmak üzere yapmış olduğum güreşlerde, kendi kilomda namağlup ünvanımı korumuş oldum. Trakya güreşçileri ve güreş severler arasında beni tanımayan yoktu. Düzenlenen müsabakaların neredeyse vazgeçilmezi olmuştum. Geleneksel Edirne Kırkpınar güreşleri, 1963 müsabakalarına katıldım. Deste küçük boy birincisi oldum.
İstanbul Taşlı Tarlada, Ordular arası dünya serbest güreş şampiyonasına 78 kiloda güreş yapacağımın müjdesini, komutanımdan öğrendim. Bu şampiyonaya çok iyi yetişmem gerekiyordu. Bunun için, İzmir’e Yaşar Doğu spor salonuna gönderildim. Özel hocalarımın gözetiminde, otuz beş gün çok sıkı bir Antrenman programına alındım.

İstanbul Taşlı Tarlada, üç güreş gerçekleştirdim iki güreşçiyi tuş ettim. Öğleden sonra sıra daha önce 78 kilo dünya şampiyonu olan İngiliz gelir. Aşağı yukarı her güreşim 15 İlâ 20 dakika sürmüştü. Dünya şampiyonluğu rakibim İngiliz, Uluslararası tecrübeye sahip bir güreşçi olduğunu, bana söylemişlerdi. Benim için İngiliz güçlü bir rakipti, güç dengemiz hemen hemen aynıydı. Kim daha dayanıklı ise o galip gelecekti, işte bu yüzden ben şanslıydım. Dakikalar geçtikçe gücünü kaybeden İngiliz’i tuş edip galip gelmemle, İngiliz’in elinde tuttuğu 78 kilo Ordular arası, Dünya şampiyonluğunu elinden aldım. Hakemin beni galip ilan etmesiyle, birincilik kürsüsüne çıkarak, göndere şanlı Türk Bayrağımızı dalgalandırıp istiklâl marşımız okunurken, kendimi tutamayıp gözyaşlarım sel oldu. Sanki kalbim yuvasından fırlayacakmış hissini yaşadım. O anımı hiç unutamam, sıra 105 kg’daki Türk güreşçimize gelmişti. Rahatsızlanıp güreşe çıkmadığı için, hükmen mağlup sayılmıştı. 105 kiloda ki Amerikalı zenci Pankreas güreşçisi, bir Türk’le müsabaka harici güreşmek istediğini komutanlara bildirir. Gönüllü olarak bu teklife talip oldum. Komutanlar izin alınması için harekete geçtiler. Kendi isteği ile olduğuna imza atması gerekli diye cevap gelmesiyle, imzamı atıp güreşe başladık.

Amerikalı güreşçi Pankreas güreşçisi olduğu için kural dışı bazı darbelerle beni sarsmak istemekteydi. Güreş süresi, ikimizden biri yenilene ya da pes edene kadar dı. Her kırk dakikada bir dört dakika istirahat verilmekte idi. Yaklaşık, iki saati geride bırakmıştık. Rakibimi, yenemeyeceğimi anlamıştım. 120’nci dakikada tekrar dört dakika istirahat verilmişti; Birden aklıma, Ben doğduğumda köy ebesinin bana ettiği dua, Çocukluğumun ilk güreşinde Zeliha teyzemin, daha sonra Yaşar Doğu hocamı bana söylediği sözler aklımdan geçmeye başladı. Her güreşe çıkmadan önce duamı yapardım ama aklıma Ayetel-Kürsi’yi okumak geldi ve hemen okumaya başladım. Almış olduğum bu manevi güçle, güreş tekrar başladı. Amerikalı her fırsatta, kural dışı hamlelerle beni bir hayli yıpratıyordu. Rakibimin bir anlık boşluğunu değerlendirip, alttan dalıp dizlerinden kavrayarak o koca gövdeyi havaya kaldırdım ve ters çevirip tuş ettim…

Amerikalı neye uğradığını şaşırmıştı, 2 saat 37 dakika süren güreşin Galibi ben olmuştum. Amerikalının Pankreas güreşçisi olması neticesi olarak, havada çevirerek yere sırt üstü yaparken, gayri ihtiyari kafam iki yumruğunun arasında bir darbe yedi. Tuş edip ayağa kalktığımda gözlerim görmüyordu. Hakemin benim kolumdan tutup galip ettiğini hatırlıyorum. Sonrası bir an ortalık kararmıştı, daha sonra hastaneye kaldırıldım. Bir müddet istirahat etmem istendi. Hastane yenmiş olduğum Amerikalı güreşçi, komutan ve silah arkadaşlarımla doldu taştı. Amerikalılar merak etmişler Amerikalıya göre ufak tefek olan bu adama sormuşlar; sen ne yer ne içersin? diye. Durmuş Pehlivan da tarhana, kuru soğan, bulgur pilavı diye cevap vermiş

Amerikalıya, Türk’ü neden yenemediği sorulduğunda, sanki demirden biri ile güreştim cevabını vermiştir. Güreş sonrası o kadar enerji kaybetmişim ki hastane de onbeş gün istirahat etmek zorunda kaldı. Ben hastanede iken Beypazarlı hemşerilerimden biri, benim hastanede hasta olduğumu aileme bildirir. Bunun üzerine bizimkiler soluğu Beypazarı Askerlik şubesinde alırlar. Askerlik şubesinden, hasta olmadığımı istirahat için hastanede olduğumun bilgisini alsalar da inanmazlar.

Bir daha bir daha gidip sormaları üzerine, askerlik Şubesi komutanı bizimkileri kabul etmez olur. Ben ise onbeş gün sonrası, kırkbeş gün mükâfat izni verilerek ailemin yanına geldim. Evde ve köyümüzde bayram havası yaşatmış oldum. Askerliğimin geri kalan kısmını, yine çevre şehirlerde güreş yaparak geçirdim. 1965 yılında terhis olup evime geldiğim gün, benim terhis olduğumu duyan Dikmen’li İrfan ağa, oğlunun düğününde güreş müsabakası düzenlemiş. Araba gönderip davet etti. Henüz ev halkı ile oturup hasret gidermeden, Dikmen köyüne güreşe gittim ve güreş tuttum. İşte Ata sporumuz güreşi yaşatmak ve aşık olmak böyle bir şey… Daha sonra yaşadığım köye muhtar oldum.

Hamzalar köyü heyelana maruz kaldı. Can kaybı olmaması tek tesellimizdi. Bana ait gazete haberleri bu heyelan neticesinde toprak altında kalıp çıkartmak mümkün olmadı. Güreş benim hayat tarzımdı, birçok güreşçi yetiştirdim. Biri kız dört erkek olmak üzere beş evladım oldu. Oğullarımdan biri de bölgemizde ve okuduğu okullarda birçok güreş şampiyonlukları kazandı. Bir oğlum 23 yaşında vefat etti. Bir oğlum, Ankara’da milli savunmada özel güvenlik, bir oğlum orman işletmesinde şoför, biri de benim yanımda hayvancılıkla uğraşmaktadır. Hayatımı, Hamzalar köyünde eşimle birlikte, bağ bahçe ve hayvancılık yaparak geçirmekteyim. Hepinize sağlık huzur ve mutlu bir yaşam dilerim. Sağlıcakla kalın…”(Aktaran Mehmet İhsan Okyay Beyefendiye teşekkür ediyorum)

 


Like it? Share with your friends!

Sizin Tepkiniz Nedir?

TIKLA TIKLA
0
TIKLA
TIKLA TIKLA
0
TIKLA
TIKLA TIKLA
0
TIKLA
TIKLA TIKLA
0
TIKLA
TIKLA TIKLA
1
TIKLA
TIKLA TIKLA
0
TIKLA
Bülent Han

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir format seç
Kişisel Test
Kişisel bir şey ortaya koymayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar verme ya da görüş belirleme/oy verme
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım-MEME
Fotoğraflarınızı yükleyin ve üstüne birşeyler yazın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı